Bebekli Japonya Notları

Bir ülkeye gitmeden önce o ülkeyle ilgili internette okuyabildiğim kadar blog okuyup, notlar alıyorum ve bir seyehat programı çıkartıyorum. Aynı araştırmaları Olgun da yapıyor ve nihai program için oturup üzerine konuşuyoruz. Bendeki ve ondaki ilgi alanları, bakış açısı ve gözlem tamamen farklı olduğu için araştırmaları iki koldan yapıyoruz.

Japonya için durum bi tık daha farklıydı. Bu seyahatte yine sırt çantalarımızı alıp gidecektik ama üç kişi olacaktık. Bebeğimiz 5,5 aylıktı. Onun için çantamızda daha çok yer açıp, daha az kendi kıyafetlerimize yer ayırdık. Bebek arabamızı da, kangurumuzu da alıp yola çıktık.

Tüm yükleri Olgun taşıdı, ben de kendimi taşıdım 😀

Japonya’da 3-13 Mayıs 2018 tarihlerinde bulunduk. Yağışlı, soğuk ve yer yer güneşliydi. Şahsen ben üşüyerek seyahat etmeyi, terleyerek seyahat etmeye yeğlerim.

  • Haneda havaalanı Tokyo merkeze uzak olduğu için havaalanına çok yakın, servisi olan bir otelde ilk gece konaklayıp, ertesi gün sabah Tokyo treniyle şehre indik. Normalde de biz ilk gece ve son gece havaalanına yakın otellerde konaklıyoruz.
  • Tokyo merkezde Shinjuku ve Shibuya gibi yoğun gezilecek merkezi yerlerde otel ayarlamanızı tavsiye ederim. Gezilecek yerlere ulaşım ücreti ödemeden, yürüyerek gidip geldik bu sayede.

  • Ulaşım ağlarını yer üstüne ve yer altına öyle bir örmüşler ki küçük dilinizi yutarsınız. Yer altı metrosuna Fındıkzade’den giriyorsunuz, Sirkeci’den çıkıyorsunuz. Misal yani. Metroyu kullanmak için yer altına inen bir insanın ne ihtiyacı olabilirse hepsinin dükkanları mevcut metro durakları arası. Yemek için envai çeşit garsonsuz (ekrana sipariş girdiğin, tabağın elektronik sistemle kayarak sana geldiği) restoranlar, kıyafet satan mağazalar, hediyelik eşya, etinden tut meyvesine kadar, lokumundan filtre kahvesine kadar herşey satılıyor yer altında. Gökdelenlerin altında bir şehir de yer altında var Tokyo’da.
  • Oğlumla Osaka’yı keşfederken.

    Japonlar çok nezaketli, saygılı ve temiz insanlar. Evinin önünü süpüren 80 küsür yaşındaki amca, önünüzde saygıdan sürekli eğilerek yardımcı olan otel görevlileri, otobüste bebek ağlama krizine girince çocuklaşan yaşlı teyzeler, markete adres sormak için girdiğinizde İngilizce bilmediği için önlüğünü, şapkasını, rozetini çıkarıp beş dakikalık yolu sizinle yürüyüp, adrese teslim yapan yüreği güzel market çalışanı, bebeği görünce yer veren, yol veren, sırasını veren Japonlar… Japonların inandığı Şintoizm dinine göre iyilik yapmak ibadet sayılıyor.

  • Ben Osaka Kalesi’ni gezerken, Olgun da Kyoto şehrine gidip bisikletle şehri keşfetti. Telefonsuz, internetsiz akşam buluştuk. İşte bunlar hep ilgi alanı.
  • Günde 10.000 adım atmışız. Zeynep demişti bana “yürümekten ayaklarını hissetmeyeceksin ama yine de gezmek isteyeceksin” diye. Haklıymış. Tokyo gece bile ışıl ışıl. Sokaklarda anime kostümleri giymiş Japonlar, sırf oyun oynamak ve zaman öldürmek için yapılmış oyun salonları, robot restoranlar, sürekli yemek yemek isteyeceğiniz suşi ve deniz ürünleri restoranları…ve daha bir sürü şey.
  • Teknolojinin kalbi olan Japonya’da, ‘amaan bizim elektronik alet ihtiyacımız yok, son gün gidelim bakalım tekno marketlere’ demeyin bizim gibi. Amerika’dan daha düşük fiyatlara satılan 🍏 elektronik ürünleri ‘sold out’ olmadan alma şansınız olur belki.
  • Tokyo gezilecek yerler yazınca internette herşey yazıyor. Ben özellikle Samuray Müzesi’nden bahsetmek istiyorum. (Japonya’ya gitmeden ‘Son Samuray’ filmini izlemelisiniz.) Samuraylar, Japon kültürü ile ilgili öğrenilmesi gereken, saygı duyulası bir geçmişe sahip. Müzede gün içinde aynı biletle gelip ücretsiz Samuray gösterisi de izleyebiliyorsunuz. Samuray kıyafetleri giyip fotoğraf da çektirebilirsiniz.
  • Kyoto’da Gion bölgesi; tapınakları ve ibadete gelmiş Kimonolu kızları bol bir bölge. Sık yağmur yağan bir dönemde gittiğimiz için bazı hediyelik eşya satan dükkanlar kapalıydı. Bebeği sağlama aldıktan sonra yağmurda bile gezmek çok güzeldi. (Kyoto’da otel resepsiyonu yağmurlu günlerde büyük aile boyu şemsiye verdi Olgun’a da, bana da. Böyle de nezaketliler Japonlar. Canlarım. 😍Demiyorlar ‘gitsin ödesin parasını alsın’ diye.)
  • Japonya’da ciddi çay kültürü var ve her otel odasında, restoranda sıcak ve ya soğuk çay ikram ediyorlar. Maça çayı. Çamuru sulandırıp içiyormuş gibi hissettiriyor ama çok sağlıklı diyollaa.
  • Çok çeşitli bitki çayları bulunabilen bir ülke Japonya ve kulpsuz porselen kupalarda çaylarını içtikleri için ‘Japon çay bardağı’ hatıra-hediyelik tercih olabilir.
  • Kozmetik de eczanelerde satılıyor. Japonya’da eczane deyince aklınıza kozmetik dükkanları gelsin. Benim ilgi alanım değil ama bazı arkadaşlarımın istedikleri ürünleri aldım ordan biliyorum: çok çok ucuza satılıyormuş.
  • Gion ve yağmurda beyaz çorapla parmak arası terlik giyen kimonolu japon kızlar.
    Kyoto’da bisiklet kiraladık. Şehirde bisiklet kullanımı çok fazla. Hatta bebekleriyle bisiklette anneler, babalar gördük. Oturmuş düzenleri, çok şeker bisikletleri var.
  • Kyoto ve tandem bisikletimiz

    Şehirler arası ulaşımı Shinkansen denen teknoloji harikası trenlerle yapıyorsunuz. Trenler için haftalık JR Pass kart satılıyor turistlere. Uçak bileti kadar buraya tren bileti parası ödedik, öyle söyliyim. Shinkansenler 500 km hıza ulaşıyormuş. Trenin en güzel özelliği dakikasında peronda olması. 16:06 mesela. 16:05 de değil, 16:06 da peronda duruyor ve kapıları açıyor. Türkiye için ütopik, Japonya için klasik gerçekler.🙄

  • Bebeğini trende uyutmayı görev bilmiş koca yürekli baba gibi baba.
    Tokyo-Kyoto-Hiroşima-Osaka-Tokyo. Rotamız bu şekildeydi. Hiroşima’yı günübirlik gezip Osaka’ya geçtik.
  • Hiroşima, Japonya’nın ABD tarafından atılan bombasıyla yıllar süren acıları içinde barındıran şehri. Hiroşima müzesi, öncesi ve sonralarıyla şehrin tüm tarihini barındırıyor. Hayatımda gittiğim en kapsamlı ve etkileyici müzeydi.
  • Hiroşima müzesini gezerken Tokyo’dan gelmiş liseli öğrencilerin okul gezisiyle çakıştık. Bir Japon lise öğrencisi anketine katılmamı istedi. Tek bir soru sordu: What do you think about war? Sahi, what do I think about war, dedim kendi kendime.

Ah Japonya.Kalbimizi ve beynimizi sende bırakıp döndük Afrika topraklarına. Tertemiz sokaklar, pırıl pırıl şehir merkezleri, çizilmiş gibi düzenli yerleşim yerleri, kendilerine göre tasarladıkları arabaları, minimal düzende konut planları, teknolojileri ve dahası. Medeniyeti ve saygıyı görünce orda kalası geliyor insanın. Teknolojinin ve medeniyetin otuz yıl sonraki geleceğine ışınlandık, sonra otuz yıl geçmişi yaşayan Afrika’ya evimize döndük. Olsun be. Canlar sağolsun. 😉

Bi daha gider miyiz bilmem. Gitmeyiz gibi geliyor bana çünkü aşırı pahalı bir ülkeydi. 😣 Magnetin bir tanesi 4 Amerikan doları. (Magnet getirdiklerim kıymetinizi bilin. 😜) Mango meyvesinin tanesi 259 dolar-cık. Afrika’da ise yürürken kafanıza mango düşebilir, o kadar çok mango ağaçları. Burda da kıymetini bilmiyoruz.

‘Hayaller Japonya, hayatlar Mozambik’ diyooor ve noktamı koyuyorum.

Samuray müzesi- Samuray kostümlerimiz

Not: Videoyu altyazılı izleyin lütfen. Oldukça amatör kendisi.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir